İnsan Kaynakları Analitiği Nedir ve Neden Önemlidir?


Yeni alınan malzeme üretimi yavaşlatıyor:

Malzemeyi seçen ve alanlar bu konuda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip miydi veya malzemeyi üretim sürecinde kullananların bu konuda eğitimi var mıydı?

Satışlar gittikçe düşüyor:

Satış sorumluları planlamayı ne kadar doğru yapıyorlar, bu konuda doğru ve yeterli veri kullanıyorlar mı? Satış temsilcilerinin eğitimi ve yeterliliği var mı? Satış temsilcilerinin müşteri ile ilişkiler kosundaki performası ne durumda? Satış temsilcilerinin motivasyon düzeyi nedir?

Yeni ürün çok fazla arıza veriyor ve üretim süreci sorun yaratıyor:

Ürün tasarımında yar alanlar yeterli altyapıya sahip mi? Performansları ne düzeyde ve gerekli eğitimleri var mı? Takım çalışmasına yatkınlar mı?


Tüm bu örneklerde de görebileceğimiz gibi, şirketlerin konusu ne olursa olsun yaşadığı sorunlara şöyle bir bakıldığında, çok büyük çoğunluğunun altında insan kaynaklarının yattığı görülecektir. Ancak, istisnalar hariç şirketlerin büyük çoğunluğunun, bu kadar önemli ve stratejik bir kaynak olan yönetici ve çalışanlarını seçerken, onları beceri ve yetkinlik anlamında geliştirirken, performanslarını arttırmaya ve motive etmeye çalışırken, kısacası İK konusundaki kararları verirken, büyük çoğunluğun halen geleneksel anlamda sezgiye ve tecrübeye dayalı yöntemler kullandığını, artık herkesin kolaylıkla elde ettiği birçok veriyi ve bilgiyi etkin ve verimli kullanamadığını, bu nedenle de çalışanların yetkinliklerinden tam olarak faydalanamadıkları gibi, İK alanına yaptıkları yatırımın ve bu yatırımın geri dönüşünün de ne düzeyde olduğunun farkında olmadıklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

İnsan Kaynakları (İK) Analitiği, yöneticilerin içgüdülerine veya içlerinden gele sese göre karar vermektense, işletme içerisinde elde edilmiş verilere bakarak karar vermelerini sağlayan, dolayısıyla yöneticiler için çok önemli bir karar destek mekanizması olarak kullanılabilecek bir araç olarak tanımlanabilir. Yani, İK Analitiği, duygulara göre hareket etmek yerine, elde edilmiş verileri kullanarak bir sonuca varmakla ilgilidir. İK Analitiği araçları, eldeki veya toplanan verileri analiz etmeyi sağlayarak, işe alma, yerleştirme, performans değerlendirme, kariyer geliştirme, eğitim planlama, terfi ve ödüllere karar verme gibi bir çok insan kaynakları sürecinde yöneticilere veri ve sayılara dayalı bir yaklaşımla, rasyonel karar verme fırsatı sunmaktadır.

Günümüzde bir çok yönetici kimin işe alınacağına karar verdiklerinde, üst düzey çalışanları, “ülke çapında” ve hatta “dünya çapında” çalışan ve yöneticileri işe aldıklarını iddia etmektedirler. Yönetimin temel prensiplerinden biri de “Ölçemediğimiz Bir Şeyi Doğru Yönetemeyiz” anlayışıdır. Bu nedenle, yöneticilerin bu ifadeleri de sadece test edilmemiş bir iddiadan öteye geçemeyecektir. Bu tanıma dahil edebileceğimiz birçok yönetici için ise, Edward Deming’in ifadesini kullanmak yanlış olmayacaktır: “Veri olmadan, siz de diğerleri gibi, herhangi bir fikri olan başka bir bireysiniz”.

Veri olmadan alınan kararların hemen hepsinin arkasında, kişilerin geçmiş tecrübelerine, bilgi birikimlerine ve eğitimlerine dayanan varsayımlar yatmaktadır. Bu varsayımların doğruluğu, kişilerin sezgilerinin de ne derece kuvvetli olduğunu belirlemektedir. Ancak, diğer taraftan bu varsayımların mevcut durumu ne kadar yansıttığı, ne derece uygun olduğu ve geleceği tahmin etmekte ne kadar kullanılabileceği ise tartışmalıdır. Unutulmamalıdır ki, doğrulanmamış her varsayım karar vericilere büyük bir risk getirmektedir. Bu risklerin, alınan her stratejik kararın sonucunda işletmelerin üzerinde oluşturabileceği finansal etkiler ve bunların sonuçları göz önüne alındığında, özellikle İK alanında karar vericilerin sezgilerine ve varsayımlarına dayalı değil, verilere dayalı karar vermesinin ne kadar önemli ve hatta elzem olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

İK Analitiği, iş analitiğinden farklı olarak, işletmelerin İK ile ilgili sorunlarına ve sorularına odaklanmış bir analiz yaklaşımıdır. İK, malzeme yönetimi, finansal yönetim, operasyon yönetimi, satış yönetimi, lojistik tedarik zinciri yönetimi, muhasebe yönetimi, envanter yönetimi ve daha sayabileceğimiz birçok alandan farklı olarak, kolay kolay sayılarla ifade edilemeyecek, daha fazla gri bölgeye sahip bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmektedir. İK süreçleri içerisinde işe alım süresi, işe alınan her kişi için işe alım süreci maliyeti, her bir satış temsilcisinin sattığı ürün sayısı, iletişime geçilen müşteri sayısı, çalışanların işe gelmedikleri gün sayısı gibi kolaylıkla sayısal olarak ifade edilebilecek kriterler olduğu gibi; çalışanların işe bağlılığı, stres düzeyleri, yöneticilerin liderlik özellikleri, yaratıcılık seviyeleri, takım çalışmasına yatkınlık veya iletişim yeteneği gibi kolaylıkla rakamlarla ifade edilemeyecek ancak yönetim anlamında oldukça önemli olan onlarca özellik ve kriter mevcuttur. Ancak bu durum, İK ile ilgili kriterlerin ölçülemeyeceği anlamına gelmez. Öncelikli olarak bu kriterleri tanımlamak, ölçebilecek mekanizmaları geliştirmek, bunların arasından anahtar performans kriterlerini belirlemek ve sonrasında ölçerek analiz edip, karar vericilere bilgi sağlamak ise İK Analitiğinin çözüm getirdiği konuların başında gelmektedir.

İstisnasız olarak dünyanın tüm ülkelerine ve hemen tüm şirketlerine büyük ekonomik zorluk ve sorunlar yaşatan korona virüsü sürecinde nele yaşandığıni hepimiz yakından tecrübe etmekteyiz. Hemen tüm iş süreçlerini ve özellikle de çalışan ilişkilerini ve iş yapma şekillerimizi derinden etkileyen bu süreç, tüm yönetici ve çalışanlara, özellikle insan kaynakları ile ilgili eldeki verinin doğru değerlendirilmesi, mevcut durumun farkında olunması ve özellikle de geleceğe yönelik doğru tahminlerde bulunabilmenin, karar vericiler için ne kadar önemli hale geldiğini bir kez daha göstermiştir.

Özellikle kürelleşmenin de etkisiyle, artık tüm şirketler, dünyanın herhangi başka bir yerinde meydana gelen bir olay veya alınan bir karardan etkilenebilmektedirler. Bu nedenle de, iş dünyasında geleceğe yönelik doğru tahminlerde bulunabilmek gittikçe zorlaşmaktadır. Tüm bu belirsizlikler içerisinde, İK Analitiği araç ve yöntemleri doğru ve yerinde kullanıldığında, yöneticilerin bu ihtiyacını, her şirketin kendine has özelliklerini ve amaçlarını da dikkate alarak karşılayabilecek bir donanım sağlamaktadır. Bu nedenledir ki, çalışan sayısı, şirket büyüklüğü, faaliyet gösterilen sektör, işletme fonksiyonları ne olursa olsun, İK Analitiğinin her şirket için kritik öneme sahip ve hatta yakın bir gelecekte “olmazsa olmaz” bir fonksiyona dönüşmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

İnternet ve mobil teknolojilerin hızlı gelişimi ve hemen her alanda kullanılmakta olan yazılım uygulamalarının da yardımıyla, İK profesyonelleri uzun zamandır değerli İK verilerini elde etme ve depolamaya yönelik yüksek kapasiteli araçlara sahiptir. Ancak, bunca değerine ve teknolojik altyapıya rağmen, bu verilerin İK stratejilerinde, fonksiyonlarında veya karar süreçlerinde kullanılmakta ve değerlendirilmekte olduğunu çok nadiren görmekteyiz. Bu anlamda, işletmenin her köşesini bilgisayarla donatmak veya yapılan her faaliyeti bilgisyar ortamına aktarmak, sadece verilerin kayıt edilmesinden öteye geçmemektedir. İşletmeler bu değerli veriyi depolamaktan daha ileri giderek analiz etmeye, bu analiz sonuçlarını işletme amaçlarıyla ilişkilendirip karar mekanizmalarında kullanmaya başladıklarında, İK analitiği sürecini işletmeye başladıklarını ifade etmek mümkün olacaktır.



Prof. Dr. Alper Ertürk - Yönetim ve Kişisel Gelişim Danışmanı